Alevi İnancında Muharrem Matem Orucunun Önemi

Sevgili Canlar, eğer bir toplum kendi değerlerine, kültürüne, inancına sahip çıkmıyorsa, o halk zamanla yok olmaya mahkumdur. Haksızlığa boyun eğmeyen serdarların Şah-ı İmam Hüseyin ve yoldaşlarının Kerbela’da katledilmesi, 1400 yıldan beri günümüze kadar intikal edip ve unutulmayıp lanetleniyorsa, biraz düşünürsek nedenlerini bulmamız zor değildir. Asırlardan beri dilden dile gelenekselleşerek sürecek olan Hz. Hüseyin’in zalimlere karşı sürdürdüğü haklı davası ve uğradığı katliamın unutulması, Alevi toplumu açısından mümkün değildir.
  

Günümüzde de Yezit ile bütünleşmiş olan ikiyüzlü, bencil, hilekar, ahlaksız, bütün çirkin ,ve aşağılık düsüncelerin timsali olan sadist ruhlu kişilerin aramızda olduklarını unutmamak gerekir. Yezit yalnız fenalıkları, zalimlikleri ve kötülükleri ile malolmuş bir kişi olarak tarihe geçmiştir. Herkes tarafından, özellikle inananlar tarafinda ikiciligi yaratan, ikiyüzlü olan, hainliği ile dikkati çeken ahlaksız kimselere bugün dahi "Yezit" denilerek hitap edilmektedir. Burada önemli olan günümüzde yapılan (Maraş, Malatya, Çorum, Madimak-Sivas… vs) katliamların ve dünyanın neresinde olursa olsun, mazlum halklara karşı yapılan katliamları, birer Kerbela olarak görmek gerekir.

Muharrem Ayının başlamasıyla, Alevi toplumunda yas ve matem söz konusu olur. Alevi inancında, oruç tutmak farz değildir. Alevilikte oruç anlayışında zorlama söz konusu değildir. Oruç tutulması ile ilgili aile fertlerine, komşulara ve toplumsal yaşama karşı herhangi bir dayatma olmamalıdır. İnancımızda oruç tutmanın isteğe, gönül rızalığına ve samimiyete dayalı olmasına özen gösterilmelidir. Muharrem Ayındaki 12 günlük yas-ı matem orucunun esas amacı; inananların kendi nefsini ıslah etmesi, aç ve susuz olanların halinden anlaması, vicdani olarak kendisi ile muhasebe içerisine girmesidir.

Alevi toplumu olarak Muharrem, matem “yasli olma” durumu olarak algılandığı için gelenek, görenek ve inancımızdaki değerlerimize saygılı olmak üzere:

Her türlü eğlence, zevk ve keyif verici davranişlardan mümkün olduğunca uzak durulmalı. 12 gün boyunca düğün, nişan, sünnet, doğum günü… yapılmaz.
Alkol ve benzeri keyif verici maddelerden kaçınmak ve 12 boyunca mümkün olduğu kadar et ve etli yiyeceklerden uzak durmak gerekir.
Eğlenceler için yapılan davetlere katılmamak ve nedenlerini davet sahiplerine kırmadan, mutlaka açıkça anlatmak gerekir.
Aşırı ve gereksiz süslenmelerden, gösteriş ve lüks özentilerden kaçınılmalı.
Dargınlık ve kırgınlıklar varsa barışılır ve hoşgörülü olunur.

Yukarıda kısaca değindigimiz kıstaslara göre davranmak, Muharrem Ayında her Alevi insan için değerlerimize bağlılığın gereğidir. Ancak sağlık durumları, mesleki durumlar gibi zorunluluklar ve sorumluluklar doğal olarak ihmal edilmemeli. Muharrem Matemi, sağlığımızı bozmayacak, okul ve iş yaşamımızı aksatmayacak biçimde gönül rızalığı ile tutulmalıdır.

Sevgili Canlar, oruç açmak için havanın kararması dikkate alınır. Bunun dışında saatle, dakikayla oruç açmak veya sahura kalkmak gibi sunni islam geleneğinde olan dayatmalar; Muharrem matem orucu geleneği ile uyuşmaz.

Şehitlerin Şah-ı Hz. Hüseyin ve yoldaşlarının Kerbela’daki mücadelesi ve 12 İmamların izledikleri Yol; Hallac-i Mansur’un, Nesimi’nin, Hace Bektasi Veli’nin, Pir Sultan Abdal’ın, Şeyh Bedretin’in ve diğer yol önderlerimizin, insani değerler için vermiş oldukları onurlu mücadele, bugün de bizlerin yolunu aydınlatmaya devam ediyor.

Kendine “Aleviyim” diyen her canın, bu onurlu mücadeleyi yaşatması gerekiyor. Bu değerlere sahip çıkmak ve bunları yaşatmak, bütün canların görevi olmalıdır.

Muharrem matemimiz cümle canlarımızın ve toplumumuzun birliğine, dirliğine vesile olsun. Bozatlı Hızır cümlemizin kılavuzu ve yoldaşı olsun.

Hak-Muhammed-Ali cümle canlarımızın yardımcısı olsun.

Aleviliğin Oluşum Tarihi

Aleviliğin tarihi Islam’ın ilk dönemlerine dek uzanır. Hz Muhammed, sağlında kendisinden sonra islam dünyasina önderlik edecek kişi olarak Hz. Ali’yi görüyordu. Hz. Ali, Hz. Muhammed’ den sonraki ilk müslümandi. Hz. Ali, peygamberin amcasının oğlu ve birlikte büyüdügü, kardeşi gibi sevdiği bir kişiydi. Hz. Muhammed vefatindan önce bazı hadislerinde ve çeşitli yerlerde yaptığı toplantılardaki konuşmalarında kendisinden sonra ümmetine yol gösterecek kişinin, rehberin, Ali olmasi gerektiğinin üstünde durarak vurguluyordu. Hz. Ali, Hz. Muhammed’ in canıgibi sevdiği ve değer verdiği sağ kolu idi. Bu sevginin ve saygının en güzel örneğide Hz. Muhammed’ in çok sevdigi değerli varlığı sevgili kızı Fatma ile Ali’yi evlendirmesiydi. Hz. Muhammed’in erkek çocuğu olmamıştı. Onun soyu sevgili kızı Fatma ile Ali olan evlilikten olacak çocuklar ile devam edecekti. Ali’yi kendisinden sonra müslümanlara önderlik edecek en uygun kişi olarak görüyordu.

 

Hz. Muhammed bir hadisinde; “ Ulular ulusu Allah, Peygamberi ayrı ayrı ağaçlardan ( soylardan) yarattı. Ağacın kökü benim, Ali dalları budaklarıdır. Fatma o ağacın verimidir. Hasan ve Hüseyin meyveleri, şia’mızda yapraklarıdır. Kim bu ağcın dallarında birine yapışırsa kurtulur. Yapışmayan helek olur.” der.

Hz. Muhammed camaatle sohbet ederken kendisinin de insan olduğunu bir gün bu diyardan göçüp gıdeceğini ifade ettikten sonra konuşmasını şöyle sürdürür.”Size iki paha biçilmez şey bırakıyorum. İlkin Allah’ın kitabı, diğeri Ehlibeyttim. Size Ehlibeytime uymanızı öğütlerim” dedikten sonra sözlerini bircok hadis kitabında yeralan şu sözlerle sürdürür. Ehlibeyt’ i yani kendi aile çevresini kastederek, “onların önüne gecmeyin, yani onların hükümlerinden başka bir hüküm vermeye kalkmayın, yoksa helek olursunuz." der.

Hz. Muhammed bir başka hadisinde de “ ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır, şehri dileyen kapıya gelsin, Ben hikmetin şehriyim, Ali kapısıdır hikmetin dileyen kapıya gelsin” der. Gene Ali ile ilgili başka bir hadislerinde de Hz. Muhammed şöyle diyor: “ Ali bedendir ben ondanım, ben kimin mevlası veliyf-i emri isem, Ali insanların hayırlısıdır. Kim bu kabul etmezse, gerçektende kafir olmuştur...”

Hz. Muhammed Kur’an-ı Kerim ve Hz. Ali ilişkisini ise bir hadisinde şöyle anlatıyor. “ Ali, Kur’an iledir ve Kur’an Ali ile; ikisi havuz kenarında benimle buluşuncaya kadar ayrılmazlar.” Ali’nin kişiliği ile ilgili bir hadisinde ise “ Ümmetimin en ileri ve gerçek hüküm vereni Ali’dir.Allah’ım O nereye dönerse, nereye varırsa O’nunla beraber ol ....” Hz. Muhammed kendisinden sonra yerine Hz. Ali’nin görevlendirildiğini bir başka hadisede şöyle açıklıyor; ” Ali benim bilgimin kapısıdır; tebliğe memur olarak gönderdiğim şeyleri benden sonra ümmetime bildiren, açıklayan kişidir; O’nu dinleyin... “ ve “ O’na baş kaldırmak nifak...” der. Hz. Muhammed, Ebu Talib ‘in evindeki bir toplantıda, ellerini Ali’nin omuzlarına koyarak şöyle der; “ içinizde bu benim kardeşimdir, vasiymdir, halifemdir, artık O’nu dinleyin ve O’na itaat edin.” Hz. Muhammed’in Hz.Ali’yi kendisinde sonra halifesi olarak düşündüğünü birçok kaynakta görüyoruz. Hatta gelecekte olacakları önceden görmüşcesine ileride bu konuda bir bir huzursuzluk çıkması durumunda Hz. Ali tarafından tutulması gerektiğini bir hadisinde şöyle belirtir : “ Benden sonra fitne (huzursuzluk ) olacaktır. Bu oldumu, Ebu Talip oğlu Ali tarafını tutun. Çünkü O bana ilk iman edendi. Kıyamettede benimle ilk dostluk edecek odur. O Sıddıyk-ı Ekber’ dir. O bu ümmetin Faruk’udur. O müminlerin ulusudur, reisidir.” Hz. Muhammed Veda Haccı’ nda kendisinden sonra yerine Ali’yi vekiltayin ettiğini şöyle açıklamıştır: “ Ben kimin mevlası isem, Ali’de O’nun mevlasıdır. O’ na dost olana dost, düşman olana düşman ol, O’na yardım edene yardım et, O’nunla horlayanı horla, nerede olursa olsun gerçeği O’nunla beraber kıl...”. Hz. Muhammed’in bu açıklamasından sora; Ebu Bekir, Ömer ve sahabeden önde gelenler Ali’inin veliliğini kurtlarlar hatta Ömer; “ kutlu olsun sana ne mutlu ey Ebu Talip oğlu Ali, bugün benim ve her erkek ve kadın müminin mevlası oldun” diye konuşma yapar. Bu gelişmelerden sonra Hz. Muhammed bu doğrultudaki konuşmasının sonunda “kalk ya Ali” diye Ali’yi ayağa kaldırır ve cemaate şöyle der. “ Benden sonra imam olarak halka doğru yolu göstermek üzere seni seçtim. Senden razı oldum, Ben kimin mevlası isem Ali’de onun mevlasıdır, özünüz doğru olarak O’na uyun ...”arkasından ; “Allah’ım O’nu seveni sev O’ na düşman olana düşman ol” diye ilave eder.

Hz. Muhammed vefatından sonra kendi yerine Hz. Ali’yi düşünmesine ve bunu çeşitli vesilelerle açıklamasına karşın kendisinin dünya değiştirmesinden sonra olaylar düşündüğü gibi gelişmemiştir. Hz. Muhammed hasta yatarken durumunun ağır olduğunu fark edince çevresindekilere;”Bana yazmak icin bir şeyler getirin. Size bir şey yazdırayım ki, benden sonra asla yol yitirmeyesiniz” der. Peygamberin bu isteğinin yerine getirilip getirilmemesi konusunda tartışma çıkar. Orada bulunan Ömer ve çevresi Peygamberin kendinde olmadığını, yazacaklarının geçersiz olacaığı ve hatta Peygamberin “ sara nöbeti “ geçirdiğini söyleyerek vasiyetin yazılmasına engel olurlar. Böyle olunca Hz. Muhammed vasiyetini yazmadan dünyasını değiştirir. Hz. Muhammed’in vefatı karşısında; başta Hz.Ali ve Fatma olmak üzere yakın çevresi şok olur. Peygamberin ölümü karşısında sevenleri şaşkına dönerler. Bu şaşkınlık atlatılmadan büyük bir üzüntü hali yaşanırken; Hz. Ali, Hz. Fatma , Selman-ı Faris ve aile yakınları acı içinde Hz. Muhammed’in cenaze işleri ile uğraşırken, Ömer etkisi altına aldığı bazı kimselerle Ebu Bekir’i halife ilan eder. Arkasından da önüne geleni kılıç korkusu ile Ebu Bekir’e biat’a zorlar.