Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu(AABK)
Köln, 23.02.2010
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bakanı Sayın Faruk Çelik, AKP’nin Dişişlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Tüzmen ve beraberindeki heyet, AABK’nın Köln’deki merkezine gelerek, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Konfederasyona bağlı 13 Federasyon Başkanı ile 1,5 Saat süren bir görüşme gerçekleştirdi. Samimi bir atmosferde geçen görüşmede, AABK Genel Başkanı Sayın Turgut Öker’in Bakan ve beraberindeki heyeti selamlaması ile başladı. Alevi Çalıştayları ve hazırlanan Önrapor konusundaki düşüncelerini ve değişik Avrupa ülkelerindeki kazanılmış haklara ilişkin bir raporu da Sayın Bakana ileten Turgut Öker; Alevilerin, Avrupada kullandığı hakları sıraladı ve bunların uygulanması durumunda Türkiye’deki tüm sorunların kendiliğinden çozüleceğine işaret etti. Türkiye Cumhuriyeti’nin AB Üyesi olmak istediğini, Aleviler olarak bu süreci desteklediklerini, Alevilerin, Avrupa’da ne varsa onu istediklerini, bunun ötesinde bir istekleri olmadığını, örnekler vererek bunun uygulanabilir olduğunu belirtti. Devamla; hazırlanan Önrapor’un sorunun mağdurların gözüyle değil, soruna kaynaklık edenlerin gözüyle bakıldığına işaret ederek, Alevilerin bu Önraporu, Alevilerin nasıl asimile edileceğinin bir programı olarak algıladığını, Türkiye’de bir Alevi sorunu değil, Alevi haklarının gaspının olduğunu belirtti. Ancak, Bu sürecin doğru ve Avrupa Normları temelinde ele alınması durumunda, her türlü desteği vereceklerini vurguladı.
8 Mart Emekçi Kadinlar Günü tüm dünya emekçi kadinlarinin kutladigi uluslar arasi bir gündür.
1975 yilinda dünya kadinlar yili’ni ilan eden Birlesmis Miletler Örgütü 16 aralik 1977 tarihinde 8 marti, tüm kadinlar icin Dünya Kadinlar Günü olarak kutlamasini kararlastirdi.
8 mart 1857 tarihinde ABD`nin New York kentinde 40 000 dokuma iscisi daha iyi calisma kosullari istemiyle bir tekstil fabrikasinda greve basladi. Ancak polisin iscilere saldirmasi ve iscilerin fabrikaya kilitlenmesi sonucunda cogu kadin 129 isci can verdi.
26-27 Agustos 1910 tarihinde Danimarka’ nin Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bagli kadinlar toplantisinda ( Uluslar arasi Sosyalist Kadinlar Koferansi) Almanya sosyal demokrat partisi önderlerinden Clara Zetkin 8 mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikasi yangininda ölen kadin isciler anisina 8 mart’in “Dünya Kadinlar Günü olarak anilmasi önerisini getirdi ve öneri oy birligiyle kabul edildi.
Ilk yillarda belli bir tarih saptanmamisti ve degisen tarihlerde fakat her zaman ilkbaharda aniliyordu. Tarihin 8 mart olarak saptanisi 1921 de Moskova’da gerceklestirilen 3, Uluslararasi Kadinlar Konferansi’nda gerceklesti. Birinci ve Ikinci Dünya savasi yillari arasinda bazi ulkelerde anilmasi yasaklanan dünya kadinlar günü 1960’ li yillarin sonunda Amerika Birlesik Devletleri’nde de anmaya baslamasiyla daha güclü bir sekilde gündeme geldi. Birlesmis Milletler Genel Kurullu, 16 Aralik 1977 tarihinde 8 Martin Dünya Kadinlar Günü olarak anilmasini kabul etti.
AABK`nın Devlet Bakanı Faruk Çelik`e Sunduğu Öneriler
Sali, 23 Subat 2010
Devlet Bakanı Sayın Faruk Çelik’in ziyareti
nedeniyle, AABK`nın Sayın Bakan’a sunduğu
düşünce ve öneriler
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu(AABK)
Köln
Kamuoyuna
Federasyonumuza gelerek, bizleri ziyaret etmeniz nedeniyle Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve değişik Avrupa ülkelerindeki Konfederasyon üyesi Federasyonlarımız adına teşekkür ediyor ve hoş geldiniz diyoruz.
Türkiye’de Cumhuriyet tarihinde bir ilk olan ve „Alevi Çalıştayı“ olarak adlandırılan süreci de Hükümet adına sürdüren ve koordine eden Bakan olarak size, bu vesile ile önerilerimizi sunmak istiyoruz. Bu istekleri sunarken, teorik tartışma ve formülasyonlardan daha çok, yaşadığımız ülkelerdeki uygulamalardan ve örneklerden hareket etmek istiyoruz.
Kurumumuzun katılmadığı, ancak Türkiye’deki kardeş örgütlerimizin temsil edildiği ilk çalıştayda sizlere sunulan talepler, ortak taleplerimizdir.
Bunlar:
1. Diyanetin Kaldırılması
2. Zorunlu Din Derslerinin Kaldırılması
3. Cemevleri’ne İbadethane Statüsü Verilmesi
4. Madımak Oteli’nin Müze Yapılması
5. Alevi Köylerine Cami Yapımının Durdurulması
6. Alevi Dergahların Asıl Sahipleri Olan Bizlere İade Edilmesidir
Yapılan Çalıştaylar sonrasında açıklanan ve Hükümete sunulan raporda yer alan belirlemeler ve önerilen çözümler, biz Alevilerin kendileri tarafından dile getirilen talepleri ve çözüm öngörüleri değildir. Bunun yerine, geleneksel devlet bakış ve pratiğinin Sünni bir perspektifle yeniden yapılandırılmaya çalışılmasıdır. Sunulan raporda kullanılan dilin öznesi „Alevi Sorunu“ olarak tanımlanmaktadır. Böyle bir tanımlamayı doğru bulmuyoruz. Sorun Alevilerden kaynaklanan bir sorun değildir. Haklarımızın devlet tarafından gasp edilme sorunudur. Alevi Çalıştayları Ön Raporu, sorunun çözüm yol ve yöntemlerinden daha çok, Alevi kimliğini asimile etmek isteyen bir program niteliği taşımaktadır.
İyi niyetle başlatıldığına inandığımız bu sürecin böyle bir sonuca varması, çözüm yerine çözümsüzlüklerin üretilmesinin gerekçesi ise „Türkiye Gerçeği“ne, sorunu yaşayanlara değil yaşatanlara dayandırılmasıdır.
Pazar günü sonuçlanan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu üçüncü Genel Kurulu’ndan ‘birlik’ mesajı çıktı. Turgut Öker önümüzdeki dönemde Genel Başkanlık görevine devam edecek...
32 delegenin oy kullandığı genel kurulda Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanlığına 3. kez Turgut Öker seçildi.Genel başkan yardımcılıklarına İsmail Ataş(İsviçre), Mehmet Ali Çankaya(Avusturya) ve Adnan Yılmaz( Hollanda) genel sekreterliklere Ali Ertan Toprak (Almanya) , Bülent Ant (İsviçre) ve Feramuz Acar ( Danimarka) , genel saymanlığa Şahmettin Özden (Belçika), genel yönetim kurulu üyeliklerine Durak Aslan (Fransa), Ali Çağan( İsveç), Erdal Kılıçkaya (Fransa), İsmail Armut ( Belçika),Ali Kılınç (Norveç), Ercan yıldız (İtalya) ve Hüseyin Mat (Almanya) seçilirken denetleme kurulu üyeliklerine ise Dursun karadağı, Aslan Erkan, Hasan Gül ile denetleme kurulu yedek üyeliklerine Hüseyin Carman ve Turan Meriç getirildiler.
AABK Kurum ve komisyon üyelikleri ise şu isimlerden oluştu:
Kurumlaşma komisyonu üyeliklerine Durak Aslan, Deniz Karabulut ve Duran Mor, Dış İlişkiler ve Diploması Komisyonuna Hasan Gül, Sahmettin Özden ve Ali Ertan Toprak, Projeler Komisyonuna İsmail Armut, Eğitim ve Araştırma Komisyonuna Adnan Yılmaz, Medya Komisyonuna Erdal kılıçkaya ve Mehmet Ali Çankaya, İnanç Kuruluna Hüseyin Mat, Gençlik Kuruluna Feramuz Acar, Esnaf ve İşverenler Komisyonuna Bülent Ant , kadın Komisyonuna Nevin Kamilağaoğlu, Kültür ve Sanat Kuruluna Ali Çağan, Denetleme Kuruluna Dursun Karadağ, Hasan Gül ve Aslan Erkan, Denetleme Kurulu Yedek Üyeliklerine Hüseyin Çarmak ve Turan Meriç
Yakın bir arkadaşımla telefonda konuşuyorduk. “Kozmik oda”, “Balyoz darbe planı” derken arkadaşım şöyle dedi: “Ferhat, her koşulda asıl hedef biziz, sensin; bunu unutma ve tedbirini al”. Gerçekten de, 2003 yılında pişirilen ve şimdi ortaya çıkan “Balyoz darbe planı”nın ayrıntılarını öğrendikçe nasıl bir ülkede, nasıl bir kör döngünün içinde yaşadığımızı bir kez daha anlamış olduk. Giderek bir cunta ordusu haline gelen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “iç tehdit” olarak gördüğü bizlere, halka karşı nasıl düşmanca bir yaklaşım içinde olduğuna bir kez daha tanık olduk.
Evet, arkadaşımın söylediği gibi olası bir darbenin hedef alacağı kesimlerin başında hiç şüphesiz biz geliyoruz. Yani Kürtler, Kürt Aleviler, devrimciler, sosyalistler, muhalif aydın ve sanatçılar...
Türkiye’nin darbeci ve katliamcı tarihi bizim yabancısı olduğumuz bir tarih değil. Bu tarih bizim inkârımız ve katlimiz üzerine inşa edilmiş kanlı bir tarihtir. Bu tarihin tekerrür etmesi adına 2003 yılında hazırlanan darbe planında, özellikle son 30 yıldır Kürt coğrafyasında süren savaşın topyekûn bir katliama dönüştürülerek devam etmesi öngörülmüştür. Bunun yanı sıra bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkan bu planlarda Alevilerin ve Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı yerler işaretlenmiş, buralarda İsrail’in Filistinlilere yaptığı gibi kanlı ve sert bir müdahalenin gerekli olduğuna vurgu yapılmış.
Taraf gazetesinde yer alan bu korkunç plan ve ifadeler bana 12 Eylül sürecinden çok Dersim’i, Dersim katliamına giden süreci hatırlattı. 1935–36 yıllarında Dersim’le ilgili hazırlanan rapor ve planlarda benzer yaklaşım ve ifadelerin olması son derece manidardır. Zira bu devlet inkâr ve ret zihniyetini terk etmek yerine bu zihniyetini darbe ve katliamlarla pekiştirmeye çalışan bir gelenek yaratmıştır. Bu geleneğin dayandığı zihniyet aynıdır ve bu zihniyetin kullandığı dil hiç biz zaman değişmedi, değişmiyor.