|
Siyasete Müdahale
İbrahim Tümay
Tartışma kültürü olmayan toplumların gelişmesi, aydınlaşması zor ve geç olur. Tartışma kültürü siyasette daha fazladır. Kendi içinde tartışırsın yada başkaları ile tartışırsın. Tartışılmayan bir konu hakkında sağlıklı karar almak pek olanaksızdır. 1980 öncesi Türkiye’de insanlar ve kurumlar kendi aralarında tartışır, çözüm yolları ararlardı. Ve yapılan bu tartışmalar, günümüzde eli kalem tutan bir çok aydın ve yazar yarattı. Toplum olaylara duyarlı ve ülke gündemini takip ediyordu. Daha sonra 12 Eylül askeri darbesinin toplum üzerinde yaratmış olduğu baskı ile toplum olaylara duyarsız bir konuma geldi. O zamanlar seçimlere katılma oranları yüksek iken son seçimlerde katılma oranı yüzde 46’ların altına düştü. Toplum apolitikleşmiş, bananecilik, bana değmeyen yılan bin yaşasın, nerede bir siyasi tartışma varsa yeter artık sizlerin bu tartışmalarından bıktık, benim oyuma layık parti yok, sol birleşmediği için oy kullanmıyorum diyerek kendisinin özünde kayıp ettiği bir takım değerleri, suçu başkasına ataraktan kurtulmaya çalışmaktadırlar.
Siyaset yapmanın da günlük bir ihtiyaç olduğunu unutmamak gerekir. Günümüzde var olan bir çok sorun bazılarının yanlış politika yapması sonucudur. Amerikanın dünya jandarmalığını soyunması, gittiği yere demokrasi adına katliam, kan, zulüm götürmesi, kendi emperyalist emellerine kavuşmak ve halkın üzerinde baskı kurma siyasetidir. Kendi siyasetini yapmayanlarında başkasının yaptığı siyasete kurban gideceğide bir gerçektir.
Türkiye solunda herkesin kendi doğrularından ısrar etmesi, herkesin demokrasiyi kendine göre yorumlaması, herkesin kendine göre bir sosyal devlet anlayışı olması, birbirlerini revizyonist ve reformist diye suçlamaları bu dağınıklığı daha ileri götürerek marjinalleşmeye başladı. Sol içinde eleştiri ve özeleştiri mekanizmasının yerini şiddet ve tahmülsüzlük aldı. Toplumun çoğunluğu bundan büyük rahatsızlıklar duysada, yine sol kurumlar bu rahatsızlıkları görmemezlikten gelip aynı tavırlarına devam etmektedir.
Türkiye’de devrimci, sosyalist ve koministler yasaların kendilerine sunmuş olduğu haklarından yararlanmıyorlar. Adete illegal olmayanları kurumları işbirlikçi ve sistem taraftarı olarak tanımladılar. Sistem tarafından kendilerine yapılan baskıları inkar etmek mümkün değil. Bir sosyalistin yada koministin görevi sivil toplum örgütleri içine girip, onların değişmesi için mücadele etmesi gerekirken, var olan sivil toplum örgütlerini eleştirip onlardan uzaklaşıyorlar. Bu nedenle Türkiye’de bir çok sivil toplum örgütü gerici faşist güçlerin eline geçti.
Solun birleşmesi halkın bir özlemidir. Geçenlerde Zürih’te katıldığım bir sempozyumda söz alanların geneli bu özlemlerini dile getirdiler. Kendi örgüt üst düzey yöneticilerine açıkca artık yeter, aranızda var olan çelişkileri bir yana bırakarak bir araya gelin mesajını verdiler. Ama bazılarının algılama yetilerini kayıp etmesi sonucu, bu mesajında algılaması biraz zor olacak gibi.
AABK ve ABF Mersin’de yaptıkları toplantıda alevilerin doğrudan siyaset müdahale etme kararı doğru bir karardır. Türkiyenin değişik yerlerinde yapılan ve yapılacak olan mitinglerle, solu birleşmeye zorlamak, temiz siyaset, edepli siyasetçi talep etmek, sol partilerin parti proğramına ve seçim bildirgelerine alevilerin anayasal haklarının verilmesi ve diğer talepleride yer almaya zorlamak olmalıdır. Nüfusunun dörtte biri oranında olan alevilerinde bu oranda mecliste temsil edilmesi gerekir. Bu konu örgüt tabanında tartışmaya açılmalı, tabandan merkeze doğru strateji netleşmelidir.Yapılacak olan çalışmalar örgüt ruhuna aykırı olmaması, örgütü merdiven olarak kullanmak isteyenlere açıktan sert tavır alınması, birlikten söz ederken Türkiye’de var olan diğer etnik kimlikleri ve azınlıkları da dikkate almak gerekmektedir. Onlarla dialog yolları aranmalı ve ortak değerlerde buluşulmalıdır. Ayrıca Alevi örgütlenmesi içinde azımsanmayacak kadar apolitik bir kitle var. Örgüt bunlarıda siyasette aktif hale getirmelidir.
|