Seksen yıldır bu toplumun sırtında olan Osman‘ın dedetullahlarının, Aleviliğe hiçbir katkısı olmamıştır.
"Aleviliği koruduk bu güne getirdik, hiç olmazsa Alevileri Cami'ye göndermedik" diyen Osman‘ın dedetullahları; sizler seksen yıldır Alevilik adına, ne olduğu belli olmayan kara düşüncelerle bu topluma başka ne verdiniz?...
Sizler, bu Cumhuriyet'te ne kadar hak arayan ve mazlumun yanında yer alan insan varsa, katletmek için katillerle kol kola girerek hareket ettiniz. Koçgirî'de katliam kararı alan katilerle birlikteydiniz. Dersimde soykırım kararı alınınca Osman‘ın bekçileriyle yan yanaydınız...
Sizler, 68 kuşağı gençlerinin idam kararı alınınca, fidanlar gibi gençliğimiz dağ başlarında katledilirken katillerin yanındaydınız.
Sizler, 1980 yıllarında Anadolu'nun çeşitli yörelerinde katliamlar yapılırken, aydınlar katledilirken, katil olan Çatlılar, Kengerler, Çelebiler ve benzerleriyle, taliplerinizin parasıyla aldığınız yeşil Reno, beyaz Anadol arabalarla keyif yapıyordunuz. Sizler katliamlardan sonra nasıl olur da o katillerle birlikte arabalarınıza binerek mahallelerde kızların peşinde dolaşıp sonrasında da âlem yapıyordunuz?
Dahası var;
Osman‘ın dedetullah efendileri: Sizler, Erdal Eren‘in yaşını nasıl büyütüp idam edeceklerini ve seksen anayasasının profesörlüğünü yapıp danışma meclisinde akıl vererek çalışma yapıyordunuz.
Geçtiğimiz günlerde, Samsun’da, kapatılan Demokratik Toplum Partisi eski Başkanı Sayın Ahmet Türk, adliye çıkışında yumruklu saldırıya uğramış ve aldığı darbeler sonucu yaralanmış ve burnu kırılmıştır.
Kürt sorunu’nun demokratik ve barışçıl yoldan çözülmesi için çaba sarf eden siyasetçiler üzerindeki yargı yollu baskı uygulamaları ve bu baskı uygulamalarının sonucunda fiziki saldırılar üst düzeye çıkmıştır.
Yapılan uyarılara rağmen gerekli tedbirlerin alınmamış olması buna bağlı olarak oluşan güvenlik zafiyetinden yararlanan malum kişi tarafından saldırının gerçekleştirilmesi düşündürücüdür.
Sayın Türk’e acil şifalar diliyoruz, yapılan bu saldırıyı kınıyor ve halkımızı sağ duyulu olmaya çağırıyoruz.
Saygılarımızla.
Ali BALKIZ
Genel Başkan
Son Güncelleme ( Çarsamba, 02 Haziran 2010 )
Geçtiğimiz Yollar
Pazar, 11 Nisan 2010
Geçtiğimiz Yollar
Ali Metin
Zürih, 11. Nisan 2010
Alevi örgütlülüğü kendi kurumlarını oluşturup sağlamlaştırdıkca, özellikle seksen yılık Cumhuriyet tarihiyle birlikte Aleviliğin olmazsa olmazlarından olan 'dedelik' kurumunun günümüze gelen yansımaları bir yazı dizisi şeklinde ele alınacak ve bu dönemin yarattığı tahribatlar bölüm bölüm incelenecektir. Yeri ve zamanı geldikçe bazı ocak ve dedeler hakkında dosyalar açılacaktır.
Bu çalışmanın amacı; toplumumuzda çok önemli olan dedelik kurumunun taliplere tanıtılması ve Cumuriyetle birlikte dedeler üzerinde yaratılmak istenen hınzır paşaları Alevilere tanıtmak.
Dedelik ve Cumhuriyet sürecine geçmeden önce, Alevi kurumlarının nasıl ortaya çıktığını kısaca gözden geçirelim.
1960 Yıllarında Alevilik cephesinde bir kıpırdanış olarak görünen bazı girişimleri ve Birlik Partisi'nin 17 Ekim 1966’da kurulması, yazımızın ileriki bölümlerinde detaylı açıklanacaktır. Ancak bu çıkışlarla, dedeler üzerinde yaratılan 'Hınzır Paşa'ların sistemden özel çıkarları ve bazı talepleri vardı. Bu süreçle amacını hissettiren çıkışlar, kendi öz kimliklerini ifade etmekten yoksundu.
12 Eylül'de yaşanan süreçle birlikte, işkencelerde geçen sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve bu işkence ortamında Alevilerin maruz kaldığı hakaretler; kızılbaşlık, " Haydarı çağırın, Haydarı görürsün" ve benzeri söylemlerle işkenceciler ile sistem koruyucularının, Alevilere yaptıkları özel işkencelerin ve Anadolu coğrafyasında Alevi köylerinde baskının daha fazla olması döşündürücü idi...
Alevi Bektaşi Federasyonu
Dikmen-Ankara
8 Nisan 2010
Basına ve Kamuoyuna
Geçtiğimiz günlerde, Devlet Bakanı Faruk Çelik’in “Alevi çocukları din eğitimini cemevlerinde alsın” biçimindeki demeci (ki; Sn Bakan ertesi gün böyle söylemediğini, gazetenin sözlerini çarpıttığını ifade etti.) sonrasında gelişen tartışma çerçevesinde Genel Başkanımız Ali Balkız, bir tv kanalının haber programına telefonla katılarak, düşüncelerini kamuoyu ile paylaşmış ve özetle şunları söylemiştir: “Ne yazık ki; bu “Alevi Çalıştayı”denilen mesai büyük bir hüsranla, boş olarak ve elde var sıfır ile sonuçlanmıştır. Şu an tartışmakta olduğumuz konu da bunun bir kanıtıdır. Cemevleri yasal bir statüye kavuşturuldu mu ki, orada Alevi çocukları din eğitimi alsınlar, önce oradan başlamak gerekmez mi? AKP, samimi idiyse eğer; neden Anayasa değişikliği paketinde bu konular yok?.. Kaldı ki Alevi çocukları kendi inançlarını, onun teorisini, pratiğini önce ev içinde devamında da cemevlerinde zaten öğreniyorlar. ”
Bu telefonla katılma sonrasında ise; Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Prof Bayraktar Bayraklı söz almıştır. “çok değerli konuğumuz” diye takdim edilen Bayraklı, ipesapa gelmez sözler söyleyerek, Alevileri rencide edici, küçümseyici, asimilosyoncu bir tutum takınmıştır.
Bir gün sonra Genel Başkanımızın, “söz hakkımız doğdu, rencide edildik, sözlerim kesildi, kaldığı yerden yeni bir program istiyoruz” talebine, tv yönetimi olumlu yanıt vermiş olmasına karşın, ilahiyatçı Bayraklı, “Ben kimse ile polemiğe girmem, aynı masayı paylaşmam” diyerek Genel Başkanımız ile birlikte programda olmayı reddetmiştir. “Bayraklı stüdyo’da Balkız telefonda” önerisini de Genel Başkanımız reddetmiştir. Olayın kısa özeti bu.
Asıl önemlisi, bu ilahiyatçı profesörün o programda söyledikleri:
Amaç
Bu şiir yarışmasının amacı; Hacı Bektaş Veli felsefesinin dünya toplumları için öngördüğü barış, mutluluk, hoşgörü, iyi insan olma, hak ve doğruluk, insan sevgisi temelindeki düşünceleri etrafında ortaya konacak şiirlerin edebiyatımıza ve kültürümüze kazandırılmasıdır. 2002 yılında kaybettiğimiz değerli Ozan Mahzunî Şerif’in Hakk’a yürüyüşünün 8. yılı vesilesiyle bu şiir yarışması, değerli ozanımızın aziz hatırasına adanmıştır.
Başvuru Yöntemi
Geleneksel hale getirilmesi amaçlanan 2010 şiir ödülü için; (a) TC vatandaşı olan, (b) 18 yaşını bitirmiş bütün halk şairleri yarışmaya katılabilirler.
Yarışmaya katılacak olan şiirlerin konuları serbest olmakla birlikte; bu şartnamemizin amaçları çerçevesinde değerlendirilerek daha çok sevgi, barış, hoşgörü, insan sevgisi, tabiat ve ülke sevgisi vb. konularını içermesi, rahmetli Mahzunî Şerif’in dünya görüşü ve hayat anlayışına uygun olması düşünülmelidir.
Şiirler, halk şiirinin her türünde ortaya konmakla birlikte halk şiiri geleneğimizin hece ölçüsü ve tarzını içermelidir.
1) Yarışmaya yalnızca bir şiir ile katılmak mümkündür. Birden fazla şiirle (farklı rumuzla olsa bile) katılan halk şairleri yarışma dışı tutulacaktır.
2) Yarışmaya giren şiirin hiçbir yerde yayımlanmamış ve başka yarışmalarda derece almamış olması gerekmektedir.